Marion Crane’e patronuyla iş yapan zengin bir adam 40 bin dolar emanet eder ve Marion parayı bankaya yatırmak yerine yanına alıp şehirden ayrılır. Bir polis Marion’un şüpheli davranışları üzerine peşine takılır. Ancak Marion’un peşine takılan sadece polis değildir. Sevgilisi ile buluşmayı planlayan Marion şiddetli yağmur yüzünden geceyi bir otelde geçirmeye karar verir. Otelden içeri girer girmez garip şeyler olduğunun farkına varan Marion uyumadan önce otel sahibi Norman Bates ile biraz sohbet eder. Norman’ın kişiliğinde sorunlar olduğunu, annesine ve kuşlara karşı bir takıntısı olduğunu öğrenen Marion, sohbeti kısa kesip odasına giderek duş almaya karar verir ve olaylar gelişir.
"Garsoniyer - The Apartment" büyük bir şirkette çalışan ve yükselmek amacıyla, evini garsoniyer olarak kullanması için patronuna vermekte sakınca görmeyen ve bu arada patronun metreslerinden birine aşık olan adamın komik hikayesini konu alıyor... Sevgisine karşılık bulduğundan emin olamadığı için bir süre sesini çıkarmasa da, her şey olacağına varıyor. Kadının güzelliği aklını başından alıyor ve işini kaybetmek pahasına da olsa mücadele etmeye karar veriyor. Fakat adam, genç kadının kimi sevdiği ile ilgili şüpheleri son adımı atmaktan onu hep alıkoyuyor...
Lee, sevgilisi Peter'la sıradan bir ilişkisi ve bunun yatay izdüşümünde monoton bir cinsel hayatı olan genç bir kadındır. Lee, başarılı avukat E.Edward Grey'in yanında çalışmaya başlayınca bütün yaşamı değişecek ve anlamına kavuşacaktır. Avukatın sadist eğilimleri, genç kadının mazoşist zevkleriyle karşılaşınca ikisi de yıllardır aradığı oyun arkadaşını bulmuş gibi olur.
Marnie - Hırsız Kız, tipik Hitchcock sarışınlarından biri olan (ve ayrıca Melanie Griffith'in de annesi) Tippi Hedren için özel bir armağan gibidir. Geçmişindeki karanlık olaylar nedeniyle kişilik bozulmasına uğramış ve bu yüzden kleptoman ve de 'frijid' olmuş bir genç kadın... Hedren de bu rolü gayet iyi biçimde oynar: yanı başında kendisine aşık olup onu iyileştirmeye çabalayan, geleceğin Sean Connery olduğu halde.
Hitler ve yakın arkadaşları kendilerini sığınaklarda güvene almışlardır. Aralarında Führer'in özel sekreteri Traudi Junge de vardır. Berlin artık düşmüş bir kaledir fakat Hitler, şehirden çıkmayı ve teslim olmayı kabul etmemektedir. Halkının tüm fertleri dışarıda yok edilirken o, son yolculuğuna hazırlanmaktadır. Birlikte intihar etmeden birkaç saat önce Eva Braun ile evlenirler. Cesetleri düşman eline geçmemesi için yakılır. Führer'in peşinden yıllarca sadık bir şekilde gitmiş birçok insanın durumu da farklı değildir. Berlin düşerken herkesin ölümle yaşam arasında seçim yapma saati giderek yaklaşmaktadır.
Hesher, yalnız yaşayan cool bir adamdır. Dünyadan ve içindeki herkesten nefret eder. Uzun yağlı saçları ve el yapımı dövmeleri olan, yeterince beslenmeyen fakat çokça sigara içen biridir. Ateşle oynamaktan ve bir şeyleri havaya uçurmaktan hoşlanır. Karavanında yaşamını sürdüren Hesher'in rutin hayatı, TJ ile tanışınca değişir...
When a bag filled with money goes missing from a casino, the Hitman (Chris O'Donnell) must retrieve it. While he tracks the stash down, the bag changes hands numerous times, finding its way to the Drifter (Jeremy Davies) and the Waitress (Rachael Leigh Cook), among others. As the bag's journey continues, more characters, including the Cop (Michael Rapaport) and the Sheriff (Keith David), get drawn into the winding crime tale, and the search becomes increasingly desperate.
After a whirlwind romance in Mexico, a beautiful heiress marries a man she barely knows with hardly a second thought. She finds his New York home full of his strange relations, and macabre rooms that are replicas of famous murder sites. One locked room contains the secret to her husband's obsession, and the truth about what happened to his first wife.
Batı Berlin’de cola firmasında çalışan bir adam, patronunun kızını bir komünistle evlenmekten vazgeçiremezse, işten kovulacaktır... Siyah-beyaz klasik, görüntüleriyle Oscar’a aday gösterildi * Müthiş keyifli bir film, filmin sonunun nasıl geldiğini anlayamayacağınız hızda ilerleyen harika bir senaryo ile tüm bunları birleştiren kusursuz bir kurgu ve yönetime sahip, mutlaka seyredilmesi gereken filmlerden biri. “Bu film resmen Coca Cola reklamı”, “Kapitalist düzene övgü, komünizme yergi” şeklindeki sözlere takılmadan filmi izleyin. Billy Wilder ustanın müthiş mizahlı anlatım dilinin tadına varın.
Büyük hedefleri olan ve fevkalade sıkı çalışan Tess bir gün bir bakar ki 30'na merdiven dayamış olmasına rağmen hala sekreterlik yapmakta. Katherine Parker için çalışırken nefis ve büyük bir proje ile çıkagelir. Fakat patronu bu fikri kendine mal edip Tess'i bertaraf eder. Allah'ın çomağı yok tabii; Patron bacağını kırıp işten uzaklaşmak zorunda kalınca yerini doldurmak üzere Tess hemen girişimlere başlar. Üstelik Katherine'in sadece işini elinden alsa iyi, yakışıklı sevgilisini de bi güzel aşık eder kendine.
A young man befriends the last surviving Civil War veteran, intending to rob him of $50,000.
Rival gangsters from Chicago move to London and attempt to extort money from rich Britons.
Two men bear the name Joe Holt. One is a shipping clerk, the other a champion Canadian swimmer. When a socialite gets them confused, thinking the clerk is the inventor of an unsinkable swim suit, she enters him in a 20 mile swim race.
Ebenezer Scrooge, the ultimate Victorian miser, hasn't a good word for Christmas, though his impoverished clerk Cratchit and nephew Fred are full of holiday spirit. In the night, Scrooge is visited by spirits of the past, present, and future.
George Cabot Jr., the son of a department store owner, enrolls Kristina Nielsen, the store's sports clerk, at a university to use her as an advertisement for their fashion department. She falls for Larry Taylor, a teacher, and gets expelled.
Twenty-three years after scoring the winning touchdown for his college football team mild-mannered Harold Diddlebock, who has been stuck in a dull, dead-end book-keeping job for years, is let go by his pompous boss, advertising tycoon J.E. Wagglebury, with nothing but a tiny pension. Harold, who never touches the stuff, takes a stiff drink with his new pal... and another, and another. What happened Wednesday?
Jan is an absolute heartthrob and a diehard Hertha fan. Katrin is attractive, just as successful and an incorrigible romantic. Chance makes the two the ideal couple. At least almost. Everything would be perfect if the two flagship models of their species did not lapse into primeval behavioral patterns. And so Jan sinks a little too deep in the cleavage of his secretary Melanie, and Katrin can not resist the adventurer Jonathan's lead role.
Die Drei von der Tankstelle, meaning The Three from the Gas Station, was advertised as a German operetta when release and with it’s star studded cast would become the forerunner of Musical films. Even today the soundtrack of the comic harmonists is popular in Germany.
The sister of a famous, but as yet uncaught, criminal named "The Hexer" is murdered. Inspector Higgins of Scotland Yard believes that "The Hexer" will surface to take his revenge on his sister's killers, and plans to set a trap to finally capture him. However, soon bodies start piling up, and it looks as if "The Hexer" may get away yet again.
Eşi tarafından terkedildikten sonra hayatın ona hiç zevk veremeyeceğini düşünen Jean-Claude Delsart, icra memuru olarak çalıştığı ofisinin camından gözüken karşı binadaki dans kurslarını görür ve Tango derslerine kayıt olmaya karar verir. Orada Françoise isimli genç ve güzel bayanla tanışır. Birbirlerine karşı ilgi duymaktadırlar fakat Françoise yakında evlenmek üzeredir. Aldıkları Tango dersinin bastırılmış duyguları meydana çıkartmasıyla ikiside bilinmeze doğru gitmektedir.